,

Bu Kulübe Başka Kulübe

 

                                                                            CABIN IN THE WOODS

Cabin in the Woods aslında geçen yıl çıkmış bir film, neden şimdi yazıyorsunuz diye sorarsanız da vereceğim yanıt; zamanında dikkatimizi çekmemiş bu gizli cevheri ancak keşfedebildik olacaktır.
Yönetmen Drew Goddard’ı tanımıyorsunuz zira bu ilk uzun metraj denemesi, lakin bundan öncesinde Buffy, Angel, Alias Lost gibi dizilerin senaryo ekibinde ve Cloverfield, World War Z gibi A sınıfı yapımların senaryolarında imzası olduğu bilgisi sanırım sizi heyecanlandıracaktır. Bir de filmin fikrinin Joss Whedon’dan (demin saydıklarımın yanına bir Avengers ekleyin) çıkma olduğunu ve yardımcı yazarlık/yapımcılık görevlerini de üstlendiğini belirtirsek çok da sıradan bir filmin karşımızda olmadığı belli olur.
Cabin in the Woods (bundan sonra CITW diyeceğim kısaca) bir teen-slasher filmi, konu bildik başlıyor. Beş adet gencimiz (ki hepsi de dibine kadar türün tüm klişe özelliklerini barındıran tipler) bir haftasonu tatili için ormandaki terk edilmiş bir kulübeye giderler, amaç eğlenmektir. Tabii ki gece olunca içkiler içilir, cesaret mi doğruluk mu oynanır, esas kız ve oğlan arasında elektirklenme yaşanır ve tam da ortam ısınmışken kulübenin kiler kapısı bir anda açılır ve merakını yenemeyen gençlerimiz aşağıya iner ve olaylar gelişir. Klişe değil mi?
Buraya kadar evet, ama daha filmin ilk sahnesinden bize gösterilen olayın farklı bir boyutu var; bu beş genç aslında oraya gitmek için manipüle edilmişlerse ve bunun arkasında da inanılmaz eski bir tarikat varsa… Hatta bu gençler aslında her tarafı kameralarla çevrili bu terkedilmiş görüntüdeki kulübede dünyanın kadim zamanlarından kalma tanrılara kurban verilmek için getirilmişse… Bu yazdıklarım filmin hemen başlarında anlatıldığı için spoiler yemiş sayılmazsınız zaten yapım sizin her türlü tahmininizi tersine çevireceği için en azından biraz antrenmanlı olarak giriş yapmış olacaksınız.
Filmin girişi ne kadar klişeler ile örülmüşse devamı da o kadar şaşırtıcı ilerliyor, özellikle gizli örgütün karargahı ve bu kurban verme işini rutin bir memurluğa dönüştürmüş olan iki gözetmenin dialogları çok eğlenceli. Zaten CITW türün bütün klişelerini hem eğlendirmek, hem de korkutmak için kullanıyor, özellikle “Latince yazıyorsa sakın okuma!” gibi dialoglar cidden gülümsetici.
Karakterlerimiz başta dediğim gibi güzel ve ateşli kız, onun kaslı ve cesur erkek arkadaşı (Thor olarak tanıdığımız Chris Hemsworth oynuyor), akıllı uslu (ve bakire) kızımız, zenci ve akıllı uslu mantıklı adamımız ve bunların her şeye bir yorumu olan ama sempatik keş arkadaşı şeklinde. Özellikle bu keş karakter yazılırken inanılmaz eğlenilmiş belli ki; zira her dialoğu ile sahne çalıyor ve filmin en akılda kalıcı karakteri oluyor.
Tabii ki her teen-slasher’da olduğu gibi çok geçmeden ölümler başlıyor. Nereden nasıl geldiği belli olmayan bir zombi ailesi gençlere musallat oluyor ve film hiç mi hiç beklemediğiniz yönlere doğru meylederken finalde sağlam bir gore-fest i bizden esirgemiyor. Filmin konusu hakkında daha fazla konuşmak seyir zevkini bozacağı için bu kadarla yetiniyorum. Şahsi yorumlarıma gelirsek;
CITW çok rahatlıkla son on yılda çekilmiş en iyi teen slasher, hatta ilk Scream filminden bu yana çekilmiş türdeki en yenilikçi yapım da diyebiliriz. Bir kere film bizim korkularımız üzerine bir aşk mektubu gibi, kaçınılmaz olan ölümden kaçmaya çalışan karakterler üzerinden bizim de hayatlarımızdaki korkulardan baskılardan kaçışımızın olmadığının ama onlara karşı mücadele edebileceğimizin bir sunumu. Hatta sonunda ölüm olsa bile “boşver, en azından heyecanlıydı” diyecek kadar da nihilist. Kendini çok ciddiye almadan da ciddiye alınabileceğinizin bir kanıtı öte yandan, ayrıca fantazi ve gerçeğin birbirine ne kadar sıkı sıkıya bağlı olduğunu birinin yaşaması için diğerine ne kadar ihtiyacı olduğu fikrini de ince ince veriyor yönetmen. Belli bir yerden sonra kulaklarınıza varan bir gülmseme ve coşku nidaları ile filmi izleyeceksiniz desem sanırım ancak filmin efektleri kadar inandırıcı olurum. Ama sunulan dünya sizi öylesine içine çekiyor ve finale kadar da bırakmıyor ki; hayatında en azından belli başlı canavar filmlerini izlemiş bir insanın buradan keyif almaması imkansız gibi.
‘E o kadar eğlenceli ise izleyelim madem’ diyorsanız eğer, gayet keyifli bir 90 dk sizi bekliyor derim. Hatta arkadaşlarınızla izleyin de keyfiniz katlansın, tam o kafada tekrar tekrar seyredilebilecek bir film. Kan vahşet bolca var, ama rahatsızlık verici değil. Zaten film bir korku tüneli edasında tasarlanmış, olayları ciddiye almıyorsunuz ama yine de ürkmekten kendinizi alamıyorsunuz. Son zamanlarda izlediğim uzak ara en eğlenceli film oldu CITW keşke sinemada kaçırmasa imişim. Korku ve yaratık filmi fanları kaçırmasın.
8/10

                                                                                                                                                         K. Eren Eryürekli

the cabin
Gizemli kulübe
ready for action
kan/vahşet sağlam
teens to be slash
kurbanlık kuzularımız
creepy monsters
türlü çeşit ürkünçlük sizi bekliyor

Ne düşünüyorsun?

0 points
Upvote Downvote

Total votes: 0

Upvotes: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%